Çocukluğumuzun televizyon reklamlarında, iftar sofrası başında toplanmış büyüklerimizin dilinden düşmezdi o meşhur cümle: “Nerede o eski Ramazanlar?” Henüz o zamanlar anlamazdık bu serzenişi; çünkü biz tam da o “eski güzel Ramazanların” tam ortasındaydık.
Zaman akıp gittikçe, her geçen yılın bir öncekini özletir hale gelmesiyle bu cümlenin bir gelenek değil, aslında bir hakikat olduğunu anladık.
Pide Kuyruğundaki Telaş ve İftar Sofrasının Büyüsü
Hala burnumuzda tüter o günlerin kokusu… Yaz akşamları, ezan sesine dakikalar kala bisikletlerle fırına koşturan çocuklar; pidesini saatler öncesinden ayırtmış, kasketinin altından dünyayı izleyen amcalar. Babalarımızın o meşhur hassasiyetiyle gazozları ve sıcak pideleri farklı poşetlere koyuşu, annelerimizin ise mutfaktaki hummalı çalışmanın ortasında, kollarını sıvayıp o tatlı telaşa dahil oluşu… Hepimiz aynı heyecanla sıramızı beklerdik.
İftar sofrasının ödülleri ise bambaşkaydı. Şerbetin içinde yüzen Kemalpaşa tatlıları, ardından gelen dondurma keyfi ve teravih çıkışını bekleyen, dolapta soğutulmuş o meşhur “buz gibi” kavun-karpuz dilimleri…
Davulcunun Sesi ve Sahur Sofrası
Ramazan denince o meşhur davulcu sesini anmamak olur mu? Sahurda yaklaşan davul sesini duyduğumuzda, sanki bir mütarekeye davet ediliyormuşuz gibi bir ürpertiyle yorganı üstümüze çeker, sessizce geçip gitmesini beklerdik. O gidince kurulan binbir çeşit sahur sofrası, uykunun en tatlı yerinde gelen o eşsiz lezzetler… Annelerimiz bizi tok tutsun diye zorla yumurta yedirmeye çalışırken, biz gizliden gizliye çikolatalı pide hayalleri kurardık.
Bayramlıklar ve Joleli Saçlar
Günler birbirini kovalarken asıl heyecan bayramlık hazırlığıyla başlardı. Kimin ne giyeceğinden ziyade, o sene en çok şeker ve harçlığı kimin toplayacağı mahallenin en büyük gündem maddesiydi.
O gece bizi korkutan davulcu, sabah olunca Türk bayrağının altında manilerle, topladığı oyalı yazmalarla kapımıza gelirdi. Biz de babamızın arkasına saklanıp, gündüzün verdiği cesaretle o görsel şöleni seyrederdik. Çantamızdan çok ağzımıza doldurduğumuz şekerler yüzünden annemizden hem ikram hem de “dişlerin çürüyecek” fırçası yediğimiz o günler…
Teknolojiden Öte, Samimiyete Hasret
Bugün teknoloji çağıyla birlikte, ellerinde şeker çantasıyla kapı kapı gezen çocuklara hasret kaldık. Belki zamanın bu kadar hızlı geçmesini kabule hazır değildik, belki de çocukluğa doyamadan şeker toplayan değil, şeker alışverişi yapan yetişkinler oluverdik.
Ramazan’ın o eski tadını ruhumuzda yaşatırken, sağlığımızı da ihmal etmememiz gerekiyor. “Nostaljinin tadı damağımızda kalsın ama dişlerimizde kalmasın” diye; Kuzey Diş Kliniği hekimlerimizin bu mübarek ay için hazırladığı ağız hijyeni önerilerini sizlerle paylaşıyoruz:
Ramazan’da Ağız ve Diş Sağlığı İçin Altın Kurallar
Ramazan ayı boyunca uzun süreli açlık ve susuzluk, ağız ortamındaki dengeleri değiştirebilir. Sağlıklı bir bayram sabahına uyanmak için şu önerilere kulak verin:
Hayırlı, sağlıklı ve o eski tadında Ramazanlar dileriz!


