Düzce Üniversitesi ile ilgili gündeme gelen akraba atamaları konusunda kamuoyu henüz kesin ve şeffaf bir biçimde bilgilendirilmedi. Basında paylaşılan bilgilere göre üniversitenin mühendislik fakültesi dekanının, birçok akrabasının kadrolaşmasını sağladığı iddia edildi.
Bunun üzerine üniversitenin rektörü Nedim Sözbir’in bir yerel haber portalına yaşanan hadiseye dair açıklama metni yazdığı ile ilgili bir paylaşım yapıldı.
Sözbir’in yazdığı metin (yazım yanlışlarını düzeltmeden birebir aktarıyorum) şöyle: “Damad, damad olmadan önce Öğr Gör. Olarak 2018 yılında işe girmiştir. Büyük kızda Ar. Gör olarak yılında 2021 işe girmiş ve daha sonra evlenmişler. İkinci kızı Üniversitemizin çalışanı değildir. Olaylar ile ilgili inceleme devam etmektedir.”
İlgili paylaşımın ardından Düzce Üniversitesi yerel basında bir kez daha haber oldu. Bu haber kapsamında da kadrolaşma tartışması devam etti.
Haberde şu ifadeler yer aldı: “Nedim Sözbir’in kızı Elif Meliha Sözbir’in Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı bölümünde Çocuk Nörolojisi’nde Araştırma Görevlisi olduğu öğrenildi.” Bunun üzerine Düzce Üniversitesi Rektörlüğü tarafından bir açıklama yayınlandı. Rektörlük tarafından yapılan açıklamada görevlendirmenin herhangi bir ayrıcalık, kişisel tasarruf ya da idari takdir sonucu yapılmadığı, merkezi sınav ve yerleştirme esaslarına dayalı olarak gerçekleştiği vurgulandı.
Cumhuriyet Halk Partisi Düzce Milletvekili Talih Özcan ise konuyu TBMM’ye taşıdı. Özcan soru önergesinde şu soruları iletti:
“1-Düzce Üniversitesi üst yönetiminde görev yapan kişilerin birinci derece yakınlarının aynı üniversite bünyesinde akademik ve idari kadrolarda görevlendirildiği doğru mudur? Doğru ise kaç kişi, hangi unvanlarla ne kadar süredir görev yapmaktadır?
2- Atamalar yapılırken, puan sıralamasında daha yüksek olan adaylar varken üniversite yönetiminin aile bireylerinin tercih edildiği bir atama olmuş mudur?
3- Düzce Üniversitesi’nde son 5 yıl içinde yapılan akademik ve idari personel alımlarının sayısı nedir?
4- Rektörlük ve fakültelerde göreve getirilenlerin atama/sınav/prosedür süreçlerine ilişkin, idari ve akademik yönetmelik hükümlerine tam uyulduğuna dair bilgi ve belgeler kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?
5- Söz konusu iddialara ilişkin bir inceleme veya denetim başlatılmış mıdır?”
Nepotizm Kavramı Nasıl Ortaya Çıktı?
Hadisenin etraflıca araştırılması ve kamuoyuna hesap verilmesi son derece önemli fakat benzer hadiselerin sıklıkla yaşandığı ülkemizde işler çoğu zaman böyle yürümüyor.
Bu hadise özelinde ne olup bittiği umarım en şeffaf şekilde kamuoyuna açıklanır, gerçek ortaya çıkar ve gereken yapılır.
Bütün bunlar elbette temenni olmanın ötesine nadiren geçiyor. Abluka altına alınmış bir medyanın, usulsüz atamaların, denetim mekanizmalarındaki keyfiyetin, halkın dahil edilmediği yeni bir siyaset zeminin ve nepotizmin acı faturaları bütün bu olanlar…
Konuya ilişkin haber veren yerel haber sitelerinin web sayfalarındaki veya sosyal medya hesaplarındaki paylaşımların altındaki yorumları okursanız yaşadığımız koşulları daha berrak bir biçimde idrak edersiniz.
Kurumlara güvenin ortadan kalktığı, kutuplaşmanın had safhada olduğu, eş dost kayırmacılığına dair kanaatlerin yaygınlaştığı birçok yorum mevcut. Elbette halkın yorumlarının yaşadığı koşullarla, tanık olduğu adaletsizliklerle doğrudan ilişkisi var.
Peki bütün bu tartışmanın, eş dost kayırmacılığının bir kavram olarak yerleşmesinin hikayesi nedir?
Nepotizm son yıllarda medyada çok sık duyduğumuz bir kavram. Kavramın mazisi eskilere dayanıyor. Kelimenin kökü Latince’de “yeğen” anlamına gelen “nepos” sözcüğünden geliyor. İtalyancaya “nepotismo” olarak adapte edilen kavram, İtalyancadan dünya dillerine yayılıyor.
Akraba kayırmacılığının “yeğencilik” olarak dile yer etmesindeki sebep ise Ortaçağdaki Katolik Kilisesinin uygulamalarına dayanıyor.
Ortaçağ’da papalar ve yüksek rütbeli din adamları “bekarlık yemini” ettikleri için resmi olarak kendi çocuklarına sahip olamıyorlardı. Papalar, gayrimeşru çocukları veya kardeşlerinin çocukları (yeğenleri) aracılığıyla güçlerini ve servetlerini ailelerinde tutuyor, kilit pozisyonlara akrabalarını atıyorlardı. Bu sayede hem aile nüfuzunu koruyor hem de kendilerinden sonra gelecek halefi belirlemede avantaj sağlıyorlardı.
Tarihte siyasal erkini güvence altına almaya çalışan birçok insanın nepotizme başvurduğu örnekler mevcut. Kişisel inisiyatifleri devre dışı bırakacak sistemler ve denetim mekanizmaları tasarlanmadığı sürece de bu örnekler çoğalmaya devam edecek.
Nepotizme dair çözüm mevzuatların, yönetmeliklerin, yasaların ötesine taşıyor. Çünkü gerektiğinde yasaların etrafından dönülüyor, kurumlar ilga ediliyor ve birçok nepotizm örneği hayatın gürültüsünde çözülmeden gündemden düşüyor.
Demos (halk) ve kratos (egemenlik) köklerinden türetilen demokrasi halkın egemen olmadığı bir form olduğunda nasıl ki hiçbir şey ifade etmiyorsa, nepotizme dair çözümlerin başında da halkın denetimi yer alıyor. Halk denetlemediğinde kurumlar rehavete kapılıyor, bürokratlar ve siyasi elit güç zehirlenmesi yaşıyor, sorunlar kocaman bir yumak halini alıyor, çözümsüzlükler ise halkın güven duygusunu tahrip ediyor.
Güven Duygusu Azalırsa Ne Olur?
Güvenin tahribatı ise toplum sözleşmesine duyulan inancı zedeliyor. Çaba sarf ederek kazanç elde etmenin, gayretlerin mükafatını almanın ortadan kalkması ise insanların yaşadığı hayata yabancılaşmasına neden oluyor. İnsanlar yetkinliklerine rağmen tanıdıkları olmamasının bedelini ödedikçe çabalamaktan vazgeçiyor.
İnsanlar yeteneklerini geliştirmek yerine bir yerlere yükselmesini sağlayacak doğru irtibatlar yaratmaya odaklanıyor. Kişiliklerinden, ideallerinden tavizler vermek durumunda bırakılıyor ve haysiyetleri örseleniyor. Toplumsal yaşam çıkar gruplarına göre bölünüyor.
Halkın devlete duyduğu bağlılık zayıflıyor. “Devletin malı deniz, yemeyen keriz,” algısı yerleşikleşiyor, vergi kaçırma, kural ihlali gibi davranışlar toplumsal olarak meşru hale gelmeye başlıyor.
Güvenin zedelendiği bir yapıda “ait olma” hissi yitip gidiyor. Toplum, en nitelikli üyelerini beyin göçü ile yitirirken, içeride liyakatsiz kadroların birikmesi düzensizlik ve çöküşü hızlandırıyor.
Dolayısıyla ilgili sürecin takibinde veya benzeri hadiseler yaşandığında çözümü yalnızca siyasete, yargıya, medyaya bırakacak bir lükse sahip değiliz. Halkın bütün toplumsal süreçlere etkin bir biçimde dahil olması, yaşadığı güvensizlik iklimini çözmek için elini taşın altına koyması gerekiyor.
