Tiyatroyu Üzmeyin Ağbiler

Tiyatronun protokolü olmaz, sahne protokolden yukarıda kurulur. Tiyatronun D vitamini alkıştır, seyircinin şevkinden uzanır sahnedeki oyuncunun yüzüne vurur.

Taha Caymaz
Yazar
4 Dakika Okuma Süresi

Kentin sokakları kalabalık, acayip bir hengame… 

Baharı fısıldayan bir hava var, insanlar sokaklara akın etmiş, güneşe hasret bir telaş.

Cep delik, cepken delik” fakat yaşama hevesi yamalı.

27 Mart 2026’nın atmosferi böyleydi Düzce’de, tarihe not düşelim.

- Reklam -

Genel görünüm bu, halk D vitamini ile direniyor eşitsizliklere, hakir görülmelere, yok sayılmalara.

Tabii bununla sınırlı değil 27 Mart…

27 Mart günü bir bakan ağırlıyor şehrimiz, bakanın ağırlığınca eğilip bükülen, henüz bakanamayan (kelime şakamın tescillenmesi üzere notere başvuracağım) bürokratlar hazır ola  geçmiş.

Kol gibi bir protokol, büyük bir konvoy oradan oraya kavimler gibi göçüyor, yollar kapatılıyor, o biçim tedbirler alınıyor. Son model makam araçlarından bir resital izliyoruz.

Konvoy caddeleri aşıyor, takım elbiseliler bir eli bırakıp diğer eli sıkıyor, ülkemiz ve şehrimiz adına mühim kararlara imza atılacak, iyi niyetli temenniler büyütülecek, anlayacağınız hardallı bir gün.

Kimler nasiplenecek bugünden, kimler ekmeğini yiyecek bilemiyoruz veya biliyoruz fakat söyleyemiyoruz…

Söylemeye kalksak “şimdi zamanı mı canım!” diyenler oluyor, “ağzımızın tadı kaçmasın” diyenler oluyor, “hadi kardeşim mahkemede anlatırsın derdini!”  diyenler oluyor…

Bunlar tatlı sayılır cinsten bedeller. Tuzlularına hiç girmeyeyim, dilimiz damağımız kurumasın.

Halkımız D vitamini için sokaklarda, bürokratlarımız hizalanmış el etek öpüyorlar(!), aman sıkıyorlar. Dil bu, sürçmesiyle meşhurdur, mazur görün.

Bütün bunlar olurken bendeniz bir grup tiyatrocunun peşine takılmış idim. Tiyatrocularla piknik mi yapacaktık? Sere serpe çimlere uzanıp D vitamini mi alacaktık? Yoksa ceketleri çekip üstümüze protokole doğru…

Olur mu canım öyle iş! Tiyatronun protokolü olmaz, sahne protokolden yukarıda kurulur. Tiyatronun D vitamini alkıştır, seyircinin şevkinden uzanır sahnedeki oyuncunun yüzüne vurur.

Peki neden avareler gibi dolanıyoruz biz bu insanlarla?  

Kıymetli okur 27 Mart “Dünya Tiyatro Günü”dür. Benim peşine takıldığım insanlar bu kutlu günün havarileridir. Sahneye çıkıp insanlara hikayeler anlatan, aydınlatan, güldüren, ağlatan, umutlandıran bu insanlar 27 Mart’ı kutlamak için biraradaydı bugün.  

Bir ilçe okulunu ziyaretle başlayan maratonumuz çok fazla hususta düşünmeme vesile oldu. Gönül isterdi ki koskoca meydanlarda geniş kalabalıklarla buluşulabilseydi de herkesin zihninde aydınlık bir koridor açılsa, yüzünde kocaman bir tebessüm büyüseydi. Umarım bir gün (ütopyalar fena halde iyi şeylerdir, size “bunlar ütopya” diye çıkışan herkese reçete ediniz).

Okullar gezildi, akabinde sohbet sahneye taştı. Anılar anlatıldı, eskiler yad edildi, yeniler planlandı, kahkahalar büyütüldü, dostluklar perçinlendi.

Hepsinin varlığı son derece mühim olmakla beraber isimlerini, hikayelerini, seciyelerini, asaletlerini anlatmaya yetmeyecek bu köşede hiçbirinin ismini veremeyeceğim, tiyatroya emek veren bütün bu insanlara teşekkürlerimi iletiyorum.

Ne demeye anlattım peki bütün bunları?

Kıymetli okur bugün üç tane 27 Mart yaşandı. Giderek yoksullaşan, haysiyeti örselenen, hakir görülen halkımız boş cüzdanlarıyla sokaklara dökülüp güneşle avundu.

Semirmekten, hay arkadaş yine dilim sürçtü(!), gezinmekten bitap düşmüş bürokratlarımız birtakım masalarda bize hiçbir faydası (gayda demek istedim, deriden yapılmış bir hava deposu ve buna bağlı kamışlı borulardan oluşan geleneksel bir müzik aletidir kendileri) olmayan şeyler konuştu.

Ve tiyatro havarileri, emek emek büyüttükleri bütün değerleri; açlıkları, bütçesizlikleri, onca zahmeti bir süreliğine unutup büyük bir coşkuyla “Dünya Tiyatro Günü”nü kutladı.

Kıymetli okur, beni okuyorsan muhtemelen bürokrat değilsin, muhtemelen semirmekten yana da değilsin.

Unutma sevgili okur: “Gün biterken caddeleri kilitleyen konvoylar dağılır, takım elbiseliler o çok mühim masalarına geri döner fakat tiyatrocuların açtığı aydınlık koridorda yürüyen bir çocuğun tebessümü, Düzce’nin akşam karanlığında sönmeyen tek ışık olur. Siz siz olun, o ışığı söndürmeyin. Tiyatroyu ve o güzelim ütopyaları sakın ola üzmeyin ağbiler; çünkü protokol geçici, sahne kalıcıdır.

İçeriği Paylaş
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir